Aldatılma, ya da diğer bir deyişle sadakatsizlik, günümüz kadın erkek ilişkilerinin en önemli sorun alanlarından birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla da, “Aldatıldım, ne yapmalıyım?” sorusuyla psikoterapistlere başvuran insanların sayısı hızla artmaktadır. Aynı şekilde, psikoterapi desteği alamayan insanlar da, aldatılma yaşantısıyla başa çıkabilmek için psikolojik yardım uzmanlarına sorular yöneltiyor, internetin ilgili platformlarında paylaşımlarda bulunuyorlar. Ben de bu yazımda, aldatılma ile kaşı karşıya kalan kişilere, “Aldatıldım, ne yapmalıyım?” sorusuna cevap ararken, kullanabilecekleri ipuçları sunmaya çalışacağım.

“Aldatıldım, Ne Yapmalıyım?” Cümlesinin Analizi

Aldatılma, insanın kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilişkisindeki homeostatisi (denge durumunu) bozan bir yaşantıdır. Eşi ya da partneri tarafından aldatılan insanlar, kendisini, diğer insanları, ilişkileri, hayatı yeniden sorgulama noktasına gelebiliyorlar. Sahip oldukları inançlarda (temel düşünce yapılarında) ciddi sarsıntılar ortaya çıkıyor. “Eşime güveniyorum.” diyen birisi, aldatılma sonrasında “Hiç kimseye güvenim kalmadı.” diyebiliyor. “Ben sevilebilir biriyim.” diyen birisi, aldatılma sonrasında, “Demek ki ben yeterince sevilebilir değilim ki eşim başkasını tercih etti.” gibi bir düşünce geliştiriyor. Hayatla güvenilir bir ilişki içinde olan kişi, aldatılmanın etkisiyle bir anda, “Bana eşim bunu yaşattıysa demek ki her an her şeyi yaşayabilirim.” gibi bir noktadan bakıyor hayata. İnsanların aldatılma yaşantısının etkisiyle geliştirdikleri düşünce yapılarının çok sağlıklı ve gerçekçi olduğunu söyleyemem; ama sahip olduğumuz bu düşüncelerin duygu dünyamızı şekillendirdiği çok net.

İsterseniz şimdi, aldatılma karşısında insanların verebileceği tepkiler üzerinde kabaca duralım:

  • İlk gruptaki insanlar, aldatılmayı hiçbir düzeyde, hiçbir şekilde kabul etmiyorlar. İlişkilerine üçüncü bir kişinin dahil olduğu durumda, kendileri o ilişkiden çıkıyorlar, hem de ne pahasına olursa olsun. Adeta şöyle söylüyorlar: Ben ilişkimde hiçbir şekilde üçüncü bir kişinin varlığı kabul etmiyorum. Bu duruma benim için en çarpıcı örneklerden biri şudur: Yaklaşık 35-40 yıl önce, Anadolu’nun bir köyünde, kendisinin üzerine kuma getiren eşini sorgusuz sualsiz terk edip İstanbul’a göç eden bir kadın. Üstelik bu kadın, Türkçe bilmiyor, sadece Kürtçe konuşabiliyor. Ve bir şekilde İstanbul’da yaşamayı göze alıyor. Sonuç olarak, “Aldatıldım, ne yapmalıyım?” sorusu üzerinde fazlaca kafa yormuyor, hayatını yeni duruma göre şekillendiriyor.
  • İkinci gruptakiler de aldatılmayı kabul etmiyorlar; ancak kendilerince çeşitli gerekçelerle eşlerinden ayrıl(a)mıyorlar. Gösterdikleri gerekçeler arasında, çocukların varlığı, birincil ailenin yanına dönme şansının olmayışı, ekonomik sorunlar vb. yer alıyor. Bu gruptakilerin eşlerinden ayrılamama sebepleri ilk etapta kabul edilebilir gelse de, pek çok sebebin altında kişisel patolojilerin (bağımlılık, sevilmezlik temel inancı, çaresizlik temel inancı vb.) yer aldığını görebiliyoruz. Bu gruptakiler, kendilerini aldatmalarına rağmen hala eşlerini sev(ebil)diklerini çok net bir şekilde söyle(ye)miyorlar. Bunların söylediği, “Aldatılıyorum; ama yapacak da bir şeyim yok.” oluyor. Böyle söylüyor olmak, olan biteni sindirebildikleri anlamına gelmiyor tabii ki.
  • Üçüncü gruptakiler ise, ne olursa olsun hiçbir şekilde eşinden (partnerinden) ayrılamayanlar. Bunlar, “deli gibi” sevenler oluyor biraz da. Olan biten her şeyin farkındalar. “Evet beni aldatıyor, ona çok kızmalıyım, ondan ayrılmalıyım ama yapamıyorum. Onu görünce içim gidiyor.” diyenleri bu grupta düşünebiliriz. Bunların psikoterapi ile elde etmek istedikleri iki şey var:
  1. Eşlerinin düzelmesi ve sadık bir eş haline gelmesi, güvenilir partnerler olması.
  2. Şayet birincisi ol(a)mayacaksa, kendilerinin bu durumdan acı çekmeyecek hale gelmeleri.

Tabii ki her iki beklenti de psikoterapi açısından çok gerçekçi değil. Çünkü psikoterapist ancak karşısındakine (yardım almaya razı olana) destek olabilir ve aldatılma karşısında acı çekmemek sağlıklı olmadığı için psikoterapinin hedefi olamaz.

Yukarıdaki gruplandırmalar, bilimsel araştırma sonuçlarından ziyade konunun anlaşılabilir olması için, psikoterapi deneyimlerimden hareketle tarafımdan oluşturulmuştur. Ama literatürdeki verilerle üç aşağı beş yukarı paralellik arz etmektedirler.

“Aldatıldım” Diyenlere Öneriler

  • Öncelikle olan biteni net bir şekilde tanımlayın. “Eşim beni aldattı.” gibi genel cümleler yerine, ne olduğunu tam olarak, tüm açıklığıyla ifade edin kendinize. Bu gerçekçi bakış, abartmalarınızın ya da yok saymalarınızın önüne geçecektir.
  • Kendinize odaklanın. Düşüncelerinizi, duygularınızı, bedensel tepkilerinizi net olarak görmeye çalışın. Yaşadıklarınızın (pozitif ya da negatif anlamda) üstünü örtmeye çalışmayın.
  • Alacağınız kararın ve takınacağınız tavrın bilimsel değil kişisel olduğunu unutmayın. Yani, hiçbir bilim adamı ya da psikoterapist, aldatılma karşısında ne yapmanız gerektiğini size söyleyemez. Psikoterapistin yapacağı, yaşadıklarınızı anlama ve karar verme sürecinde size terapi desteği sunmak, işinizi kolaylaştırmaktır.
  • Bazı yaşantılar vardır ki ilk etapta bizim için çok kötü gibi görünseler de bizim için bir imkanı içinde barındırırlar. Aldatılma da bu anlamda, kendinizi tanıma ve geliştirme için bir fırsat olabilir.
  • Aldatılma sonunda ilişkinizi devam ettirme kararı aldıysanız şunları yapabilirsiniz:

– Bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz. İlişki içindeki durumunuzu görebilirsiniz. Bağımlılık, çaresizlik, sevilmezlik gibi temel içsel yaşantılarınızla yüzleşip kişisel gelişiminize imkan tanıyabilirsinzi.

– Yaşadıklarınızı bir fırsata çevirip, şayet partneriniz de kabul ederse bir ilişki terapisi sürecine girebilirsiniz. Bu süreç, sizin eskisinden daha iyi bir ilişkiye sahip olmanıza yardımcı olabilir.

– Aldığınız karara sahip çıkın. Hangi sebeple olursa olsun, ilişkiyi devam ettirmek sizin kararınızdır. Yukardaki anlattığım kadını hatırlayın.

– Aldatılma yaşantısını sürekli gündeme getirmeyin.

– Sürekli unutmaya çalışmayın. Daha çok günlük hayatınıza odaklanın.

– Zamanla unuttuğunuzu (yaşadıklarınızın etkisinin azaldığını) fark edeceksiniz.

  • Aldatılma sonucunda ilişkinizi bitirme kararı aldıysanız şunlara dikkat edebilirsiniz:

– Şu anki halinize 3-5 yıl sonrasından geriye bakmaya çalışabilirsiniz. Çünkü şu anda, tüm hayatınız şu anda yaşadığınız duygularla geçecekmiş gibi gelebilir size. Ama biraz kendinizden uzaklaştığınızda, durumu daha farklı görebilirsiniz.

– İlişkinizi bitirme kararı aldıysanız, ilişkinizi bitirin! Cümle saçma gelebilir ama bilerek böyle bir cümle kurdum. Kastım şudur: Son bir sevişme için aramayın, öfkenizi kusmak için aramayın, ne durumda olduğunu merak ettiğiniz için aramayın. Yani bitirdiyseniz bitirin.

– Bireysel psikoterapi desteği alabilirsiniz. Bu şekilde, aldatılmanın sizin açınızdan en yaralayıcı kısmıyla yüzleşmiş ve yaralarınızı iyileştirme şansı elde etmiş olursunuz.

– Eşinizin yaptığı şeyin, sizin yüzünüzden olmadığına emin olun. Evet siz eşinizi rahatsız edecek tutumlara sahip olabilirsiniz. Ama bu, aldatma eylemini haklı kılmaz. Çünkü eşiniz, sizi aldatmak yerine sizden ayrılmayı da tercih edebilirdi.

Sonuç olarak, “Aldatıldım, ne yapmalıyım?” sorusunun bilimsel ve herkes için geçerli bir cevabı olmadığını bilmenizi isterim. Başkalarının düşüncelerinin de size ipucu sunsa bile sadece ipucu olduklarını bilmenizde fayda var. Size düşen, tüm yaşantılarınız gibi aldatılma yaşantısının da sizi kendinizle yüzleştirmesine ve olgunlaştırması müsade etmenizdir bence.

Yaşadıklarınızla ilgili bireysel psikoterapi veya evlilik terapisi desteği almak için 0505 495 4727‘den bize ulaşabilirsiniz.

Siz de aldatılma ile ilgili düşünce ve yorumlarınızı yazının yorum kısmında benimle paylaşırsanız memnun olurum. Muhabbetle.