“Psikoterapi nedir?” sorusuna cevap arayarak bu siteye geldi iseniz, öncelikle kendinize şu soruyu sormalısınız bence: Ben ne arıyorum? Bu soruya vereceğiniz cevap, büyük olasılıkla, “Psikoterapi nedir?” sorusunun cevabı ile ilintilidir.

“Psikoterapi nedir?” sorusu için literatüre uygun bir cevap vererek başlamam da mümkündü yazıya. Ancak www.terapievi.com‘un formatı daha çok okur odaklı olduğu için, literatür tanımlarını araya serpiştirmeyi düşünüyorum.

“Psikoterapi nedir?” ile “Ben ne arıyorum?” sorularının ilişkisi

www.terapievi.com’a yolunuz tesadüfen değil de bir arama / araştırma sonucu düştü ise, iki soru arasındaki ilişkiyi daha kolay kurabiliriz.

İsterseniz meseleyi daha anlaşılır kılmak için madde madde gidelim:

  • Psikoterapi öncelikle bir arayışla ilgilidir; kişinin kendisine dönük bir arayış. İçinde bir merak taşır, içten içe bir umut. Bu arayış ve umut, dolayısıyla da psikoterapi kişisel değişim ve kişisel gelişimle ilgilidir. Kişinin şu anda olduğundan daha iyi olma çabasıdır psikoterapi.
  • Psikoterapi, taraflar arasında gerçekleştirilen bir çabadır, bir etkileşimdir. Bir tarafta “yardım alan” vardır, bir tarafta “yardım sunan”. Yardım hizmetini sunan bazı etiketlere sahip olabilir; psikoterapist ve psikolojik danışman gibi. Bu etiketlerde, kişinin aldığı eğitimler belirleyici faktör olmaktadır. Yardım alan da danışan ve hasta gibi sıfatlara sahip olur. Bu sıfatların neden farklılık arz ettiği üzerine belki başka bir yazıda durabiliriz.
  • Kişisel gelişim çabasının en önemli belirleyicisi, yardım sunan ve yardım alan arasındaki iletişimdir. Yapılan bilimsel çalışmalar, değişimin sağlanmasındaki en önemli belirleyicinin söz konusu bu “terapötik ittifak” olduğunu göstermektedir.
  • Profesyonel bir etkileşimdir psikoterapi. Yani gelişigüzel değildir. Yardım sunan taraf olan psikoterapist belirli bir çerçeveden yaklaşır muhatabına. Bu çerçeve belirli bir kuramsal (psikodinamik kuram, davranışçı kuram, bilişsel kuram gibi) altyapıya sahiptir. Söz konusu kuramın, insanın psikolojik iyi oluşuyla, psikolojik sorunların oluşumuyla, kişilik gelişimiyle, psikolojik sorunların çözümüyle, insanın değişim dinamikleriyle ilgili birtakım kabulleri vardır.
  • Tek bir psikoterapi şekli / modeli yoktur. Hatta “Psikoterapist sayısınca psikoterapi vardır.” gibi bir bakış açısına sahip olanlar da vardır. Yolcu sayısınca yol!
  • Psikoterapide değişime dönük çaba sarf edilirken, düşünce, duygu, davranış, bedensel duyum, rüya, anı, bilinçdışı, seçim, anlam gibi insani boyutlardan hareket edilir. Psikoterapi modelleri biraz da, önceledikleri boyutlardan hareketle diğerlerinden ayrılırlar. Mesela bazı psikoterapi modelleri değişimin merkezine düşünceleri koyarken bazıları duyguları koyar; bazıları bilinçli davranışlar üzerinde dururken bazıları bilinç dışı süreçlere vurgu yapar. Bütün bunları, gelişimin gerçekleşmesi için yürünen farklı yollar olarak düşünebilirsiniz.
  • Psikoterapide konuşma vardır ama, psikoterapi sadece konuşma değildir.
  • Psikoterapide arkadaşlık ilişkisinden öte bir ilişki olabilir; ama terapist ve danışan sadece arkadaş değildir.

Psikoterapi Nedir?

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, literatürde çok farklı tanımlamalara rastlamamız mümkün. Ben burada, birkaç farklı tanımı sizinle paylaşarak, meseleye hangi boyutlardan bakıldığını göstermeye çalışacağım.

Bülent Budak, Psikoloji Sözlüğü‘nde psikoterapiyi şöyle tarif ediyor:

En genel anlamıyla akıl hastalıklarının, ruhsal rahatsızlıkların, davranış bozukluklarının vb. tedavisi veya semptomlarının hafifletilmesi amacıyla kullanılan her türlü bilişsel, davranışsal yöntem. Bu gün dünyada psikoterapi adı altında bazıları birbirine benzer, bazıları taban tabana zıt yüzlerce farklı terapi yöntemi uygulanmaktadır. Uygulayıcının kişisel eğilimlerine, yetiştiği ekole ve benimsediği yaklaşıma göre psikoterapi de farklı tanımlar, farklı içerikler kazanmaktadır.

Çok geniş çaplı ve ciddi bir çalışma olan Psikoterapi Sistemleri: Teoriler Ötesi Bir Çözümleme kitabında şu ifadeler yer alır:

…evrensel kabule ulaşmış tek bir terapi tanımı yoktur.

Psikoterapiyi uygulamak, onu açıklamak ya da tanımlamaktan çok daha kolay olabilir.

Psikoterapi, insanların davranış, biliş, duygu ve/ya diğer karakteristik özelliklerini kendi istedikleri yönde değiştirmelerine yardımcı olmak amacıyla, yerleşik psikolojik ilkelerden türetilmiş klinik yöntemlerin ve kişiler arası tutumların bilgilendirilmiş ve maksada yönelik şekilde uygulanmasıdır.

Kemal Sayar‘ın Terapi adlı kitabından bazı alıntılar şöyle:

Psikoterapi, özü itibari ile insan insana bir ilişkidir. Pek çok kuramcıya göre, iyileştirici unsur ilişkinin ta kendisidir.

Psikoterapi, Yunanca “therapeuein”, “iyileşmek” ya da “iyileştirmek” anlamlarına gelir, bu sebeple psikoterapi tam anlamıyla “ruh iyileştirmesi” demektir. Genel anlamda ise ötekinin psikolojik açıdan iyiliğinin amaçlandığı sosyal bir uygulama, bir uzman terapistin yardımıyla, hayatın zorluklarıyla baş edebilme yeteneğinin geliştirilmesidir.

Psikoterapi, ötekine içinde bulunduğu şartlara ilişkin çözüm üretmesinde ya da onlarla daha iyi başa çıkabilmesinde yardımcı olmayı amaçlayan sistemli diyalogların tamamıdır.

Tanımlamaların daha da çoğaltılabileceğini belirtmek isterim. Şu ana kadar yazılanlardan anladığınız üzere, “Psikoterapi nedir?” sorusuna çerçevesi kesin sınırlarla çizilmiş tek bir cevap verilememektedir. Ancak ben bunu bir “sorun”dan ziyade bir “durum” olarak algılıyorum. Hangi meslek, iş ya da bilim dalı ha diye tanımlanabiliyor ki?

Psikoterapi Ne Değildir?

“Psikoterapi ne değildir?” sorusu, “Psikoterapi nedir?” sorusuna cevap arayanların üzerinde düşünmesi gereken bir sorudur. Çünkü insan zihni kavramları anlarken zıtlığa ihtiyaç hisseder. Kısayı tanımlamak için uzuna, açlığı anlarken tokluğa ihtiyacımızın olduğu gibi, psikoterapiyi anlamaya çalışırken de onun ne olmadığını kavramamız gerekebilir.

“Psikoterapi ne değildir?” sorusunun önemi nedir?

“Psikoterapi ne değildir?” sorunun temel işlevi, psikoterapiyi daha gerçekçi şekilde kavramamıza yardımcı olmasıdır. Psikoterapi uygulamalarımızda, hem bireysel psikoterapi, hem de ilişki terapisi için gerçekçi olmayan beklentilere sıkça şahit olmaktayız. Soruya verilecek cevap, psikolojik yardım ihtiyacı içinde olanların psikoterapi sürecinden beklentilerini daha gerçekçi hale getirebilmeyi sağlayacaktır.

Peki, psikoterapi ne değildir?

  • Psikoterapi her şeyden önce, gelişigüzel bir konuşma değildir. Evet, psikoterapi konuşma yoluyla gerçekleştirilen bir psikolojik yardım sürecidir; ancak söz konusu konuşma, belirli bir teorik bütünlüğü arkasına alır. Psikoterapide, psikoterapistin sorduğu soruların, kurduğu cümlelerin belirli bir kuramsal dayanağının olması beklenir. Bu açıdan bakınca psikoterapi süreci psikoterapist açısından hiç de kolay değildir.
  • Psikoterapi, psikoterapistin danışana/hastaya sadece akıl verdiği bir süreç değildir. Pek çok insan psikoterapiste “akıl almak” için başvuruyor. Mesela kişi, “Aldatıldım, ne yapmalıyım?” sorusunu psikoterapiste soruyor ve psikoterapistten, eşinden ayrılması ya da ayrılmaması yönünde bir öneride bulunmasını bekliyor. Bu soru karşısında psikoterapistin yapacağı pek çok şey olabilir. Mesela, kişinin kafasındaki olasılıkları sorgulamasına yardımcı olmak, onun kendini ilişkide tutan ya da ilişkiyi bitirmek isteyen yanlarını anlamaya çalışmasına yardımcı olmak bunlar arasında sayılabilir. Ancak, “Bence bu ilişkiyi bitirmelisin” ya da “Bu adama/kadına bir şans vermelisin.” cümlesini kuran bir kişi psikoterapist tutumu sergilemiş olamaz. Çünkü, psikoterapinin hedeflerinden biri de kişinin karar verme mekanizmasını güçlendirmektir. Siz, danışan/hasta adına karar verdiğinizde o kişiyi, ilk etapta bir zorluktan kurtarmış olabilirsiniz; ancak uzun vadede karar verme ve sorumluluk alma gücünü azaltmış olursunuz.
  • Psikoterapi sadece entelektüel bir süreç değildir. Psikoterapinin temel amacı, danışan/hastanın hayatında pozitif yönde bir değişim gerçekleştirmektir. Bu değişim de çoğunlukla eylemle ilgilidir. Irvin D. Yalom‘un dediği gibi: “Değişim psikoterapinin işidir ve terapötik değişim eylemle ifade edilmelidir; bilmeyle, niyet etmeyle ve hayal kurmayla değil.” Dolayısıyla, sadece kendini ifade etmenin getirdiği bir rahatlama ya da entelektüel bir paylaşım iyi hissetmeye yardımcı olsa da tam olarak psikoterapi değildir.
  • Psikoterapi bir sihir, psikoterapist de bir sihirbaz değildir. Bunu bir düşünce olarak kabul etmek kolay olsa da, bir gerçeklik olarak sindirmek kolay değildir. Psikoterapi odaları, “Biliyorum, elinizde bir sihirli değnek yok ama beni bu dertlerden kurtarın!” düşüncesiyle hareket eden danışanlara/hastalara çok sık şahit olmaktadır.
  • Psikoterapi çok basit bir şekilde, çocukluğa inme çabası değildir. Temel çocukluk yaşantılarının insan gelişimi için ne denli önemli olduğu inkar edilemez; ve psikoterapi modellerinin çok büyük bir kısmı terapi sürecinde çocukluk yaşantılarına merkezi bir yer vermektedir. Ancak bu durum, çocukluk yaşantılarını ele almanın alelade bir mesele olabileceği anlamına gelmez. Yani psikoterapi sürecinde mesele, “Sen çocukluğunda şunları yaşadın, o yüzden böyle oldun.” şeklinde bir basitleştirmeye indirgenemez.
  • Psikoterapi, salt bir bilgilendirme süreci değildir. Bazı psikoterapi yaklaşımlarında psikoeğitim ya da bilgilendirme önemli bir yer tutsa da, psikoterapi sadece bilgilendirme değildir. Mesela bir danışan/hasta, “Ben insanlara hayır demekte zorlanıyorum. Bunun sebebi ne olabilir?” gibi bir soru sorduğunda, psikoterapist ona, “Muhtemelen şu olabilir.” gibi bir cevap verirse psikoterapötik bir tutum sergilemiş olmaz. Psikoterapideki bilgilendirme, danışanın/hastanın yaşadığı soruna ve kendine daha etraflıca bakabilmesine imkan tanımalıdır.
  • Psikoterapi her zaman eğlenceli ve iyi hissettiren bir süreç değildir. Ancak bunu pek çok danışan/hasta böyle algılamamaktadır. “Gideceğim, psikoterapiste derdimi anlatacağım ve o ortamda keyifli şeyler olacak. Ben de kendimi iyi hissedeceğim.” şeklindeki bir düşünce yapısı, pek çok kişinin psikoterapi öncesi bakış açısını ifade etmektedir. Oysa işler gerçekte öyle değildir. Psikoterapi çoğu zaman sıkıntılıdır, zorludur, bunaltıcıdır ama sahicidir. İnsan psikoterapide, kendisiyle ve yaşadıklarıyla ilgili, o güne kadar gör(e)mediği şeyleri görmeye başlar. Bunlar ilk etapta ona acı verebilir. Ancak zamanla, farkındalık denilen yaşantının hazzını yaşamaya başlar. Bu da onun değişime uzanmasına yardımcı olur. Psikoterapide çekilen acı, bir cerrahi müdahalenin acısı gibidir. Zordur ama gereklidir.
  • Psikoterapi her derde deva bir yol değildir. Psikoterapist kendi sınırlarını bilmeli, danışanına/hastasına da bu sınırları uygun bir şekilde ifade etmelidir. Mesela eşinizin kişiliğini değiştirmek psikoterapinin sınırları dışındadır. Ama öyle bir eşle yaşadığınız ilişkiyi anlamanıza yardımcı olmak psikoterapinin işi olabilir.

Psikoterapi Nasıl Bir süreçtir?

Psikoterapi her şeyden evvel bir değişim sürecidir, ve bu değişimin kendini birtakım davranışlarla göstermesi beklenir. Yani psikoterapi sadece entelektüel bir süreç değildir. İyi bir psikoterapinin sonunda, kişinin hayatında birtakım somut değişikliklerin olması gerekir. Mesela düne kadar öfkesini saldırganca dilen getiren birisi, terapi sonunda öfkesini kontrol edebilir hale gelmelidir. Sağlıksız ilişkilerden muzdarip birisinin terapi sonunda daha sağlıklı ilişkiler kurabilmesi gerekir.

Psikoterapi, konuşma yoluyla gerçekleştirilen bir değişim sürecidir. Psikoterapinin temel varsayımı konuşmanın, anlatmanın insana iyi geleceği, psikolojik sorunlarının çözümünde işe yarayacağı yönündedir. Tabii ki burada söz konusu edilen konuşma gelişigüzel gerçekleştirilen bir konuşma değil, psikoterapötik bir konuşmadır. Yani siz, psikolojik yardıma ihtiyaç hissederseniz bir psikoterapiste gidersiniz, o psikoterapist de kendi psikoterapi anlayışı (belirli bir kurama dayalı) çerçevesinde yaşadıklarınız üzerinde sizinle konuşur. Siz anlatırsınız, o sizi terapötik çerçevede dinler, size sorular sorar. Kendinize ve yaşadıklarınıza farklı bir çerçeveden bakmayı öğrenirsiniz. O güne kadarki tüm yaşadıklarınızı yeni bir gözle değerlendirirsiniz. Söz gelimi, kendinizde olumlu bir özellik olarak gördüğünüz aşırı fedakarlığın, aslında bir çeşit kendinizi karşınızdakilere sevdirme ve kabullendirme, onay alma amaçlı bir savunma mekanizması olduğunuzu keşfedersiniz. Bu farkındalık sizi zor duygularla karşılaştırır. Bu sefer yeni duygularınız üzerinde çalışırsınız vs.

Değişim insanoğlu açısından her zaman zor olmuştur. Psikoterapi de bu açıdan bakıldığında zor bir süreçtir. Ben bu zorluğu danışanlarıma genelde ameliyat metaforuyla anlatıyorum. Ameliyat keyifli değil fakat hastalığımızdan kurtulmak için gereklidir. Bu yüzden biz ameliyat olurken çok zorlansak da, sonrasını hesaba kattığımız için onun zorluklarına göğüs gerebiliriz. Hoş psikoterapiyi ameliyatla kıyaslamak biraz haksızca olabilir. Çünkü psikoterapi, zorluklarıyla birlikte, farkındalığın muhteşem hazzını da beraberinde getiriyor. Yani, psikoterapi sonlanmadan, insanlar acının yanında hazzı da yaşayabiliyorlar.

Psikoterapide Hangi Aletler Kullanılır?

Psikoterapinin gelişigüzel bir konuşma olmadığını söyledik. Psikoterapötik görüşmede, terapist ve danışan belirli konular üzerinde yoğunlaşırken tabiri caizse bazı aletlere ihtiyaç duyarlar. Bazı psikoterapi ekolleri, bu aletlerin bazılarına daha fazla önem verirken şema terapi gibi bazı ekoller de aletlerin hepsini belirli bir düzeyde kullanmaya çalışıyor. Peki bir psikoterapistin alet çantasında neler olur?

  • Duygular: Duygular, psikoterapide en çok üzerinde durulan yaşantılardır. Çünkü duygular en temelde, nasıl olduğumuzla ilgili bize ipucu sunan yaşantılardır. Bu yüzden psikoterapist sıkça, “Ne hissediyorsun?”, “O esnada ne hissettin?”, “O durum sana nasıl hissettirdi?” gibi sorular yöneltir danışanına. Burada amaç, hem danışanın dünyasında var olanı görmek ve ona göstermek, hem de duygularını fark etmesine ve ifade etmesine yardımcı olmaktır. Çünkü duyguları fark etmek ve ifade edebilmek başlı başına iyileştirici bir faktördür. Duygular doğru ya da yanlış diye değerlendirilmezler. Sadece danışanı anlamak ve danışanın pozitif değişimine yardımcı olmak için ipucu olarak kullanılırlar.
  • Düşünceler: Belirli duygulara genelde belirli yapıda düşünceler eşlik eder. Mesela, sınav konusunda “ümitsiz” hisseden bir öğrenci, “Muhtemelen kazanamayacağım.” şeklinde bir düşünce yapısına sahip olabilir. Düşünceler bazen gerçekçi, ya da işlevsel olmayabilirler. Bu durumda danışanın, duygularıyla ilişkisini ve gerçekçilik düzeyini fark etmesi gerekir. Düşünceleri yakalamak için, “Şu anda aklından ne geçmiş olabilir?”, “O esnada ne düşünmüş olabilirsin?”, “Bu duyguna hangi düşünce eşlik etmiş olabilir?” tarzında sorular sorulabilir. Çok ilginç bir nokta, insanlar çok zeki olsalar bile duygu ve düşünceleri hem yakalamkta hem de birbirinden ayırmakta ciddi anlamda zorlanıyorlar. Düşüncelere anıları, hayalleri ve zihinsel resimleri de dahil edebiliriz.
  • Bedensel duyumlar: Bir diğer psikoterapi aleti bedensel duyumlardır. Danışanın hangi durumda bedeninde neler yaşadığını görmesi gerekir. Bu bedensel yaşantılarının duygu ve düşünceleriyle ilişkisini fark etmesi danışanların dünyasında yeni ufuklar açabiliyor.
  • Davranışlar: Hayatımızdaki ve psikoterapideki en önemli olgulardan biri de davranışlarımızdır. Günlük hayatta sergilediğimiz davranışlar bize genelde normal, doğru, sağlıklı ve alternatifsiz gibi gelir. Psikoterapi sürecinde, hangi bağlamda hangi davranışları sergilediğimiz ve o davranışların duygu, düşünce ve bedensel duyumlarımızla ilişkisi son derece önemlidir.
  • Danışan – Terapist ilişkisi: Bazı psikoterapi modellerinde (Mesela şema terapi) danışan ile psikoterapist arasındaki ilişki, hem danışanın sorununu anlamada hem de sorununun çözümünde araç olarak değerlendirilir. Bunun için, danışanın terapiste karşı duygu, düşünce ve tutumları ele alınır. Çünkü danışan, yaşam tarzını ya da hayatındaki davranış kalıplarını terapi sürecine de dahil eder. Mesela danışan, asıl sorundan uzak durmak için gereksiz konulardan bahsedebilir. Kendini açmak yerine terapistin onu anlamasını bekleyebilir. Terapisti eleştirebilir, aşağılayabilir. Kendi ihtiyaçlarından ziyade terapistin ihtiyaçlarını önemseyebilir. Bu gibi durumlar, danışanın hayatındaki “kalıpları” anlamak için terapiste ve danışana ipucu oluşturur.
  • Anılar: Anılar, bu günkü tutumlarımızı anlamak için son derece önemlidir. Çünkü biz bu günkü davranış kalıplarımızın temelini çoğunlukla erken dönem yaşantılarımızla oluştururuz. Anıları ele almanın amacı merak gidermek değil, danışanın yaşamını şekillendiren kalıpların oluşum sürecini anlamak ve bu günkü tutumlarıyla ilişkisini ortaya koyabilmektir.
  • Rüyalar: Bazı psikoterapi ekolleri, danışanın bilinçdışı yaşantısını anlamak açısından rüyalara son derece önem verir. Rüyalar özel birtakım psikoterapi teknikleriyle seanslarda değerlendirilir.
    Yukarıdakilere başka maddeler de eklenebilir kuşkusuz. Bu yazının amacı okuyucunun zihninde genel bir çerçeve oluşturmak olduğu için daha fazla uzatmak istemiyorum. Ayrıca bütün bu aletlerin belirli bir psikoterapi kuramı çerçevesinde ele alındığını da yeniden hatırlatmak isterim.

Şayet siz de psikoterapi desteği almak istiyorsanız 0505 495 4727 numaralı telefondan bize ulaşabilirsiniz. Muhabbetle.